Baharatlar…

Kalk gidiyoruz sabah oldu buralarda, artık gözler önünde kaldı apaçık. Zifiri karanlık gerek bize tüm günahların yaşandığı karanlıklar gerekli bize. Görünmemek gerekli kimselere iki kişilik olmalı mutluluğumuz. Yürütmüyordu aydınlık oysaki yürümek bizim için zordu bazen 4 oluyorduk bazen 5 illaki birileri takılıyordu. Aslında tamda işte hayatın işte bu dediği ama artık geç kaldın deyip geçip gittiği bir yerdin. İnsan günah işler suçunu şeytana atar peki öyleyse eğer benim içimde kaç şeytan besliyorum ki ben ölsem içimdeki şeytanlarda ölecek mi ? Peki hangi varlık insan cehennemde yanacak diye mutlu olabilir ki ? Kafamızın almadığı okuyup da anlayamadığımız anlatanlarınsa kendine göre yorum katıp değiştirmeye çalıştığı bir Kuran-ı-mız da var. Ben şimdi anlatsam da olmuyor beşeri aşk aşk değil belki biz biliyoruz ama neden bazı şeylere keşke diyoruz ? Bazen gerçekten bir oyunun içinde miyiz diye düşünmeden edemiyorum. Hep bir koşuşturmaca tüm insanlar aynı kimse öleceğini düşünmüyor kimse ölümün acısını yaşamıyor yakından sevdiklerini kaybetmekdikten sonra. Al sırtına çantanı vur kendini yollara yürü git bu diyarlardan diyorum yiyeceğin bir lokma uyuyacağın bir uyku gez dolaş dünyayı ? Gerçekten bu dünyaya neden geldik ? Sabah akşam çalışıp geceleri yapamadıklarımızı düşünmek, hayal kurmak ve bazen keşke deyip ağlayacakken nerede olduğunun farkına varıp gülümsemek zorunda kalmak ? Neden ölüyordu çocuklar ya insanlar neden ölüyordu ve neden suç işliyordu ki insanlar peki suç işleyeni gören gözler neden kör oluyordu ? Hiç düşündün mü ? Dünyada çoğunluk insan savaş istemezken ama yinede savaşlar ölüyor. Birine kötülük edilirken canına gelmediğinde ses çıkartmadığın için seninde canın yanıyor ama bugün ama yarın yanacaksın işte. Aman hırslı çocuklar yetiştirelim aman doktor, mühendis, astronot ya da profesör olsun ne olursa olsunda büyük mevkilerde olsun diye yetiştirmeye çalışırken çocukları bir ülkenin geleceğinin içine etmenin sevinciyle hepsie takdir teşekkür verdik. Peki neden sınırlar var ülkeler var barış içinde yaşasak olmuyor mu? Petrolse hep birlikte de kullanabiliri hatta hiç kullanmaya gerek kalmaz biyo yakıt kullanırız acaba uçaklar savaşmak için kalkmasaydı ne kadar yakıt tasarrufu sağlanırdı? İnsanlar birilerini öldürmek zorunda olmasaydı ve birileri silah almak zorunda olmasaydı silah sanayiye giden o kadar para ilim gelişmeye gitseydi nerede olurduk?

Bu mutsuzluğun, bu hırsın bu şiddetin ya da altan altan şiddetle bizi besleyen filmlerin dizilerin amacı ne? Neden bir doktor tedavi vermeye çalıştığı hastadan dayak yemek zorunda? Neden çalışanlar kazandıkları 3 kuruşun 2 kuruşunu vergi olarak verirken kalan 3 kuruşu da bankaya borçlanmak zorunda ve en kötüsü de insanlar işsiz kalacaklar diye ve bir aile sırf çocuğunun iyiliğini düşünmeye çalışırken bir çocuğuna ömrünü harcatırlar ki ? Anne ben x değil y olmak istiyorum diyemiyor çocuklarımız bizlere ve o küçücük gönüllerinde tüm evreni sığacak kadar iyiik besleyen çocuklar sırf iyi oldukları için ailelerinden dayak yemek zorunda. Okumaya devam et “Baharatlar…”

Yıldız(ım)ız

Bize gelen bir yıldız ışığı 15 milyar ışık yılını atlatarak gecelerde damlarımıza ışık oluyordu. Hani derler ya sen benim yıldızımsın işte öyle sen ve ben vaktimiz çok ayrı zamanlardı ben şimdiydim sense 15 milyar ışık yılı uzaklıktan belkide o kadar geçmişten gelen bir minicik bir şeydin. Karalıklar içinde taaa uzakta bile olsan bir sigara ateşi gibi parlar gibi. Ne bileyim işte öyle bir şeyler. Çok şeyler yanlış gidebiliyor bazıları doğru gidiyor olabilir belkide tüm dünya yanlış bir biz doğruyuz ne fark eder ki bizde dünyaya uyduktan sonra…

İyi ol, huzur ver huzur al mutlu ol paylaş ama kalbin sürekli etse de cız sen o cızı gözlerinle söndür…

Birbirinize sarılın!

Küçükten beridir vaz-geçişlerimiz çoğumuzun. Belki bir oyuncaktan; belki parası yoktu ailemizin belki bulunduğu yerde hiç öyle şeyleri bulunmuyordu. Kim bilir kaç arkadaştan vaz-geçmek zorunda kalmışsınızdır. Büyükçe zamanlarda demiyorum hani daha çocuksunuz daha 10 yaşına gelmemiş daha küçücük hallerimiz de o ağır yükü omuzlarımıza vermeye başladılar. Birde ailenizin belirli zamanlarda tayinleri çıkıyorsa bolca geçtiniz insanlardan. Doğduğun şehre veda ederken hiç net olarak göremezdiniz şehri hep bir pusu vardı gözlerinizin önünde ha döküldü dökülecek göz yaşlarınız.  Okumaya devam et “Birbirinize sarılın!”

Farkımız ?

Fark ettim, iletişim çağındayız her şey elimizin altında hatta az bir bilgisayar bilginiz varsa bir çok şeye kolayca erişim sağlayabiliyorsunuz. Fark ettim diyorum ya peki bilmediğiniz bir şeyi nasıl araştırmasını yaparsınız ? Adını sanını belki ilk defa duyduğunuz bir şeyi bir dünya yanlış bilgiden eleyip nasıl doğruya ulaşabilirsiniz ? Evet! Herkes söylüyor eliniz rahat her şey parmaklarınızın ucunda, eskiden bu imkanlar yoktu…vb bir sıra dünya cümle. Şimdi elemine etme işimiz çok fazla aşırı derece gereksiz bilgi bombardımanına tutulmamız çok fazla. Doğruyu ayırt edip özümleyip süzüp kullanıma almakta o kadar zor oluyor. Evet bilgi çağındayız ama tembellik çağındayız da teknolojinin getirdiği kötü sonuçlardan birisidir tembellik. Aşık bir insanın sevdiğinin yüzüne anlamsızca uzun uzun bakması gibi elimizdekine ya da gözümüzün önünde durana uzun uzun bakıyoruz. Tehlike sezmiş ama tehlikeyi arayan geyikler gibi. Okumaya devam et “Farkımız ?”